Nisan 27, 2023
Benlik, aile içinde başlayan ve toplum içinde şekillenen bir yapıdır. Ebeveyn davranışları, normlar, sosyo-kültürel değerler ve yaşam biçimi ise çocukluk ve ergenlik döneminde benliğin şekillenmesinde önemli bir rol oynamaktadır (Kağıtçıbaşı, 1996a). Bireylerin ilk sosyalleşme ortamının aile olduğu bilinmektedir. Ailenin önemi sadece erken çocuklukta değil, özellikle toplulukçu kültürlerde ergenlikte hatta yetişkinlikte de devam etmektedir (Kağıtçıbaşı, 1996a). Bu nedenle, bireyin gelişiminde ebeveyn davranışlarının rolü, tüm gelişimsel dönemlerde incelenmelidir. Ebeveyn davranışları, ebeveynlerin yaşadıkları toplumdan da etkilenerek, kendi belirledikleri bazı amaçlar doğrultusunda, çocukları ile etkileşimdeyken sergiledikleri davranışlar olarak tanımlanabilir. Ebeveyn ilişkilerinin önemi, teorik ve ampirik olarak birçok çalışma ile desteklenmiştir. Ebeveynlerin, bireylerin sosyal-duygusal, benlik ve bilişsel gelişimlerine önemli etkileri olduğu bilinmektedir (ör., Bradley, Corwyn, Burchinal, McAdoo ve Garcia-Coll, 2001; Brooks-Gunn ve Duncan, 1997; Deater-Deckard ve Dodge, 1997).
Bu çalışma kuramsal çerçeve olarak Aile Sistemleri kuramından yararlanmaktadır. Bu kurama göre, ebeveyn davranışları aile içi ilişkilerin bir parçasıdır. Ebeveyn davranışları, ailedeki tüm bireylerin birbirleri ile olan ilişkilerinden etkilendiğinden, hem anne-çocuk hem de baba-çocuk dinamikleri göz önünde bulunmalıdır (Bronfenbrenner, 1979; Cox ve Paley, 1997). Aile bireyleri, birbirleriyle etkileşim halindeyken, hem uyum içinde olabilirler, hem de bazı fikir ve davranış çatışmaları yaşayabilirler. Bütün bu olumlu ve olumsuz etkileşimler de kişilerin gelişimlerinde büyük rol oynar (Bowen, 1966). Bu kuram, ebeveynlik davranışlarının bir bütün olarak ele alınmasının ve aile içindeki tüm ilişkilerin (ör., anne-çocuk, baba-çocuk) önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma da, aile etkeni olarak, anne ve baba davranışlarının (otoriter-itaat bekleme davranışları, sıcaklık ve yakınlık davranışları ve psikolojik kontrol), erken yetişkinlik döneminde olan üniversite öğrencilerinin benlik stilleri (Kağıtçıbaşı, 1996a) ve öz-yeterlik algıları ile olan ilişkisini araştırmaktadır. Benlik ve Özerk-İlişkisel Benlik Benlik, kişinin kendine ilişkin kanıların bütünü, yani kendinin farkında olma, kendini tanıma ve değerlendirme olarak tanımlanabilir (Baumeister, 1999). Yapılan araştırmalar, benliğin bebeklikten itibaren gelişmeye başladığını göstermektedir. Bu çalışmada, benlik modeli olarak, Kağıtçıbaşı’nın ‘özerk-ilişkisel benlik’ kuramı (Kağıtçıbaşı, 1996b, 2005) temel alınmıştır. Kağıtçıbaşı’nın benlik tanımına göre, benlik kişilikten farklı olarak kendiliğinden oluşmayan toplumsal bir üründür ve kişinin kendini ve toplumdaki rolünü nasıl algıladığıyla ilgilidir
(Kağıtçıbaşı, 2010). Bu tanıma göre, benliğin, eylemlilik (agency) ve kişilerarası mesafe olarak iki boyutu bulunmaktadır. Eylemlilik boyutu, özerklik ve bağımlılık arasında değişkenlik gösterirken, kişilerarası mesafe boyutu ise ilişkisellik ve ayrışma arasında değişkenlik göstermektedir (Kağıtçıbaşı, 1996b). Bu iki boyut birbirinden tamamen ayrı olmadığı gibi birbirleriyle oluşturduğu dörtlü kombinasyon sonucunda farklı benlik çeşitleri oluşur. Özerklik-ilişkisellik boyutları arasında kalan bölüm, psikolojik/duygusal bağlı aile modeli içinde var olan ve denetimli özerklik yaklaşımı etrafında şekillenen ‘özerk-ilişkisel benliği’ oluşturmaktadır (Kağıtçıbaşı, 2005).
Benliğin temel odak noktalarından biri olan özerklik, kişinin kendi davranışlarını kendi istediği biçimde ve zamanda başlatıp, hangi davranışı yapıp yapmamayı seçebilmesi, kendi davranışını kabul edip, onaylayıp, sonuçlarının sorumluluklarını alabilmesidir (Budak, 2000). Kağıtçıbaşı’na (2010) göre de, özerklik, kişinin kendi kendini yönetmesidir. İlişkisellik ise kişinin sosyal çevresiyle bağlı olma isteği olarak tanımlanmaktadır (Kowal ve Fortier, 1999). Sağlıklı bireylerde psikolojik/ duygusal bağlılık aile modelinde önerildiği gibi, bu iki benlik kavramı bir arada bulunmaktadır (Kağıtçıbaşı, 2007). Bu modele göre, kentleşme ile düzelen ekonomik koşullar, çocuğa atfedilen faydacı değerlerin azalıp duygusal/psikolojik değerlerin ağırlık kazanmasına yol açmıştır. Bu psikolojik/duygusal bağlılık aile modelinde, özerklik ve ilişkiselliğin bir arada bulunmasının iki önemli sebebi vardır: (1) artan ekonomik gelişmeyle birlikte anne-babanın çocuktan beklediği maddi desteğin azalması ve (2) çocuğun ailesiyle olan bağlılık ihtiyacının hala devam ediyor olması (Kağıtçıbaşı, 2010). Kağıtçıbaşı (2010), bu özerklik ve ilişkisellik boyutlarının karşıtı olan ayrıklık ve bağımlılık boyutlarının ise kişinin iki temel ihtiyacı olan, çevredekilerle ilişki içinde olmayı (ilişkisellik) ve kendi kararlarını alabilme (özerklik) yetisini göz ardı ettiğini belirtmiştir. Kağıtçıbaşı’nın kuramını destekleyen çalışmalar da göstermektedir ki, ilişkisellik ve özerklik, bireylerin iki temel ihtiyacıdır (Meeus, Oosterwegel ve Vollebergh, 2002; Ryan, Deci ve Grolnick, 1995). Özerk-ilişkisel benliğe sahip bireylerin daha yüksek akademik başarısı olduğu (Niemiec ve Ryan, 2009), daha olumlu romantik ilişki kurma becerisine sahip oldukları (Vannoy, 1991), daha az seviyede depresyon ve kaygı bozuklukları gösterdikleri (Kesebir, Kavzoğlu ve Üstündağ, 2011) bulunmuştur
Amerika’da göçmen gençlerle yapılan çalışmalarda gençlerin özerk-ilişkisel benliği daha güvenli bulup bu benliği tercih ettiğini ve ailelerin de çocuklarını korumak ve yaşadıkları yere uyum sağlamak için özerk-ilişkisel benliği tercih ettikleri bulunmuştur (Kwak, 2003). Benzer şekilde, 27 ülkede yapılan çalışmanın sonuçları da, bireylerde hem özerkliğin hem de ilişkiselliğin bir arada bulunduğunu ve bu benlik tipinin en sağlıklı gelişim modeli olduğunu göstermiştir (Georgas, Berry, Van de Vijver, Kagitcibasi ve Poortinga, 2006). Öz-Yeterlik Algısı Öz yeterlik, bireylerin herhangi bir durumda, gerekli davranışları yapabilmelerine dair kendi becerileri hakkında düşünceleri ve yargıları olarak tanımlanmıştır (Bandura, 1982). Öz-yeterlik becerisine sahip 8 bireyler, daha olumlu sosyal, davranışsal ve akademik gelişim göstermektedirler (Bouffard-Bouchard, Parent ve Larivee, 1991; Ryan ve Deci, 2000; Zimmerman, 2000). Özerkliğin bilişsel tanımı üzerinde öz-yeterlik oldukça etkilidir ve kişinin bir işe karar verme ve onu devam ettirme yetisini belirler (Morsünbül, 2012). Morsünbül (2012) öz-yeterliğin bağımsız özdeşimsel davranışa sebep olduğunu ve ergenlerle yapılan çalışmalarla bu durumun onların psikolojik iyi oluşunu etkilediğini vurgulamıştır.
Van Petegem ve ark. (2011) ergenlerle yaptıkları çalışmalar sonucunda, ergenlerin özerk benlikleri, öz-yeterlikleri ve psikolojik iyilik halleri arasında olumlu yönde bir ilişki olduğunu bulmuşlardır. Özerk-ilişkisel benliğin ergen ve yetişkinlerin öz-yeterliği ile nasıl ilişkilendirildiği konusunda yeterli çalışma bulunmamaktadır, bunun yerine özerkliğin ve ilişkiselliğin öz-yeterlik bağlamında ayrı ayrı ele alındığı çalışmalar bulunmaktadır. Ancak tanımı gereği, özerklik, kendine yeterlik, kendini geliştirme, kendine güvenme yani dışa bağımlı olmamak ile yakından ilişkilidir (Kağıtçıbaşı, 1996b). Bu bağlamda, öz-yeterlik becerisi kuvvetli olan bireylerde, özerk ve özerk-ilişkisel benliğin de ilişkisel benliğe göre daha baskın olmasının mümkün olacağı söylenebilmektedir. Ebeveyn Davranışları Bireyin gelişiminde çocukluk döneminden yetişkinliğe kadar tüm gelişim alanlarında anne ve babaların davranışları önemli rol oynamaktadır. Farklı ebeveyn davranışlarının, benlik gelişimine farklı etkileri olduğu bilinmektedir (Barber, Olsen ve Shagle, 1994; Kağıtçıbaşı 1996b; Vansteenkiste, Zhou, Lens ve Soenens, 2005). Bu bölümde farklı ebeveynlik davranışlarının tanımı yapılarak, bireylerin benlik tipi ve öz-yeterlik algıları ile ne yönde ilişkisi olduğu özetlenecektir. Psikolojik kontrol, ebeveynlerin kontrolcü ve denetleyici rol üstlendikleri ve bireylerin (çocuklarının) davranışlarını olumsuz duygu ve eleştirilerle, ebeveyn-çocuk bağını zedeleyecek şekilde yönlendirmek istedikleri davranışlar olarak tanımlanabilir (Barber, 1996). Ebeveyn saymazlığı olarak tanımlanabilecek ebeveynin bireyi görmezden gelmesi veya bireyselliğine saygı göstermemesi ve psikolojik kontrol olarak tanımlanabilecek sevgiyi esirgeme, suçluluk duygusu yaratma ve tutarsız duygusal tepkiler verme, psikolojik kontrol uygulama yöntemlerindendir. Bu çalışmada ise psikolojik kontrolün iki tanımına odaklanılmıştır: sevgiyi esirgeme ya da sevginin koşullu olarak sunulması (love-withdrawal) (ör., ‘Eğer böyle davranmaya devam edersen, annen olarak artık sevmeyeceğim’) ya da suçluluk yaratan konuşmalar (guilt-induction) (ör., ‘Bütün bu olanlar senin başarısızlıkların yüzünden oldu’).

Ebeveynlerin, suçluluk duygusu yaratma; ilgi ve sevgilerini esirgeme; sevgisini herhangi bir koşul doğrultusunda (kendi istedikleri yönde) göstereceği ile tehdit etme ve bireyde kaygı ve endişe yaratması, erken yetişkinleri bir birey olarak kabul etmemeleri, onların benliklerini olumsuz etkilemektedir (Harma, 2008). Psikolojik kontrol, bireyin kendi kararlarını alma “özerklik” yetisine ve benlik gelişimine zarar veren, ebeveynin kendi kararları yönünde çocuğun istek ve yeteneklerine değer vermeden, ebeveyn merkeziyetçiliği doğrultusunda hareket etmesine sebep olan (Barber ve Harmon, 2002; Leondari ve Kiosseoglou, 2002; Neff ve McGehee, 2010) bireyin öz-saygı, öz-yeterlik ve özgüven gelişimini engelleyen ebeveyn tutum ve davranışlarıdır (Barber ve Harmon, 2002). Bu nedenle, psikolojik kontrol uygulayan ebeveynler, kendi ihtiyaç ve amaçlarına öncelik verdiklerinden ve bunu çocuklarının duygu durumu ve benliklerini manipüle ederek gerçekleştiklerinden, kişilerin bireyselleşmelerine engel olmakta ve ebeveynlerine bağımlı olmalarına neden olmaktadır (Barber ve Harmon, 2002). Bireyselleşmesi ebeveynleri tarafından kısıtlanan çocuklarda, özerk benlik özellikleri yerine, daha çok ebeveyne bağımlı olan ilişkisel benlik düzeyinin yüksek olması olasıdır. Ebeveynleri tarafından sürekli manipüle edilen, duygu ve davranışlarını düzenlenmesine ve kontrol etmesine izin verilmeyen erken yetişkinler, kendi benlikleri ve yetkinlikleri hakkında da olumsuz düşüncelere sahip olacaklardır. Sevgiyi geri çekme ya da koşullu kullanma, ebeveynlerin bireye karşı uzak, isteksiz ve ilgisiz olması anlamına geleceğinden, ebeveynin sevgisini ya da yakınlığı kaybetmek tehdidi, birey için daha olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir (Grolnick, 2003). Özellikle, bireylerin kendi duygu ve düşüncelerini bağımsız ifade etme becerilerini ve sosyal-duygusal gelişimlerini olumsuz yönde etkilemektedir (Barber, 1992; Barber, Olsen ve Shagle, 1994). Bu nedenle, özellikle sevgiyi esirgeme ile uygulanan psikolojik kontrolün bireyin ilişkisel benliği ile daha çok ilişkili olabileceği beklenmektedir.
Psikolojik kontrol ve özerk-ilişkisel benlik gelişimleri arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalara rastlanamamıştır. Kağıtçıbaşı’nın kontrolcü ebeveyn olarak nitelendirdiği davranışlar da daha çok davranışsal kontrole odaklanmıştır (Kağıtçıbaşı, 1996a). Ancak, özerk-ilişkisel benlik tanımının içerdiği ilişkisellik boyutundan dolayı, sevgiyi esirgeme yöntemi ile kullanılan psikolojik kontrolün özerk-ilişkisel benlik ile de ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Otoriter/itaat bekleyen ebeveyn davranışları da, bireylerin benlik gelişimlerini ve öz-yeterlik algılarını etkilemektedir. Otoriter, denetimci ve özerklik tanımayan ebeveyn davranışlarının, bireyin bağımsızlığını engellediği bilinmektedir. Ayrıca, kontrolcü ve otoriter ebeveynlerin çocukları, yetişkinlik döneminde bile bu tip evebeyn tutumlarından öz-yeterlik algısı bakımından olumsuz etkilenmektedirler (Turner, Chandler, ve Heffer, 2009). Daha çok otoriter ve itaat bekleyen ebeveyn tutumları deneyimleyen bireyler ilişkisel benlik geliştirirken; ebeveynlerinin özerklik tanıyan davranışlarıyla beraber aynı zamanda kontrolcü davranışlar da deneyimleyen bireyler ise özerk-ilişkisel benlik geliştirmektedir (Kağıtçıbaşı 1996a). Sevgiyi esirgeme yoluyla uygulanan psikolojik kontrol gibi, ebeveynlerin sevgisiz ve ilgisiz davranışları da, bireylerin ilişkisel benlik geliştirmelerine engel olmaktadır (Barber ve ark., 1994; Barber ve Xia, 2013). Çalışmalar göstermektedir ki, ebeveynlerinden daha az sevgi ve yakınlık gören ve daha fazla otoriter tutum deneyimleyen erken yetişkinler, daha yüksek endişe ve depresyon belirtileri ve daha düşük öz-yeterlik algısı göstermektedirler (Bean, Bush, McKenry ve Wilson, 2003). Bu olumsuz gelişim özelliklerinin en önemli nedeni de, olumsuz ebeveyn davranışlarının, bireylerin bireyselleşmelerine engel olan davranışlar içermesi ve bireylerde hissettirdiği suçluluk, sevgisizlik ve yetersizlik hisleridir. Bu çalışmanın amacı, farklı ebeveyn davranışlarının (otoriter-itaat bekleme davranışları, sıcaklık ve yakınlık gösteren davranışları ve psikolojik kontrol) erken yetişkinlik dönemindeki üniversite öğrencilerinin öz-yeterlik algıları ve benlikleriyle olan ilişkisini incelemektir. Çalışma kapsamında, ebeveyn davranışları bireyin öncelikli olarak öz-yeterlik algısı ile daha sonra da bireyin benlik düzeyleri ile ilişkilendirilmiştir. Bu bağlamda, bireyin öz-yeterlik algısı da aynı zamanda benlik ile ilişkilendirilen bir değişken olarak belirlenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen hipotezler şöyledir: (1) Anne ve babaların uyguladığı düşük seviyede otoriter/itaat bekleme ve psikolojik kontrol davranışları, erken yetişkinler özerk ve özerk-ilişkisel benlikleri ile; (2) Anne ve babaların sıcak ve yakın davranışları, erken yetişkinlerin ilişkisel benlikleri ile; (3) Olumsuz ebeveyn davranışları, düşük öz-yeterlik algısı ile ilişkili olacaktır. (4) Öz-yeterlik algısı daha yüksek olan bireylerde, daha yüksek düzeyde özerk ve özerk-ilişkisel benlik görülecektir; (5) Erken yetişkinlerin öz-yeterlik algısı, olumsuz ebeveyn davranışları ile benlik arasındaki ilişkide koruyucu bir rol üstlenecektir.
KAYNAKÇA
Bradley, R. H., Corwyn, R. F., Burchinal, P., McAdoo, H. P. ve Garcia-Coll, C. (2001).
The home environments of children in the United States Part II: Relations with behavioral development through age thirteen. Child Development, 72, 1868-1886.
Bronfenbrenner, U. (1979). The ecology of human development. Cambridge, MA: Harvard University Press.
Brooks-Gunn, J. ve Duncan, G.J. (1997). The effects of poverty on children. Futures of Children, 7, 55-71. Budak, S. (2000). Psikoloji Sözlüğü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
Akcinar, B. ve Baydar, N. (2014). Parental control is not unconditionally detrimental for externalizing behaviors in early childhood. International Journal of Behavioral Development, 38, 2, 118 – 127.
Barber, B. K. (1996). Parental psychological control: Revisiting a neglected construct. Child Development, 67, 3296-3319.
Barber, B. K. ve Harmon, E. L. (2002). Violating the self: Parental psychological control of children and adolescents. B. K. Barber (Der.), Intrusive Parenting: How Psychological Control Affects Children and Adolescents içinde (s. 15). Washington, DC : American Psychological Association Press.
Kağıtçıbaşı, Ç. (1996b). Özerk-ilişkisel benlik: Yeni bir sentez. Türk Psikoloji Dergisi, 11, 36-43.